Duygu | kurgusaldönüşüm

Başa sarar tüm nakaratlar dilimin ucunda. İki üç parça eksiğiz mırıldanırsak bu parçayı da geçeriz.

Şimdi turnusol kağıdını batırsan içime ne kırmızı, ne mavi. Neydi o, neydi… nötr. Bak yine gülümsüyorum peki bu da bir anlam taşımaz mı?

Neyse, bir gün kendimi alıp karşıma – uzun uzun – bir şeyler anlatmak istiyorum. Ne anlatacağımı planlamadım.

Senin de oluyor mu böyle? Yani konuşmak istediğin anlar – tabi tuhaf olan ne konuşmak istediğini de bilmiyor oluşun – Bir de sadece sabahları – aynada – bir kaç dakikalık denk geliyorum kendime bu sefer mecazen bile değil, gerçek. Yorgun olma kavramının üzerine uzanıyorum – yorgan olmasın o ?– zaten yarım saat sonra uyurum – üzerini ört

gülme, kendi kendime – her şey

Varacağımız yer kendimizi her sabah yeniden kurmayacağımız bir yer olsun.

neyse.

– b o ş l u k –

 

Uyudunuz. Yaşamınız artık pek ilginç gelmiyorsa, öyle yapardınız. Belki yürüdünüz. Elinizden bir şey gelmiyorsa, elbet ayağınızı da denerdiniz. Sustunuz. Sözlerinizin asla kimseye ulaşmadığına eminsiniz. Bir yankıymışcasına kendi kulağınıza dönüyordu söz; şairin dediği gibi boşluğu dövüyordu.

İleriye gitmeyen bir şey mutlak geriye gidiyor’ der Sabahattin Ali Madonna’sında. Resmini çiziyorum, eskisi kadar net olmuyor, bir türlü olmuyor, ne kadar uğraşsam da güzel olmuyor işte. İki resmi yan yana koyuyorum, omuzları yine geniş, saçların kara, sırtı bana dönük, o uzun yolda uzaklaşıyor, boyun uzun, ağaçlar kısa, ağaçlar sıra sıra, elleri cebinde. Ayrıntılar aynı ama bir taklit gibi, kötü bir kopya gibi, diğerinden daha güzel olmuyor. Bu paradokstan bir türlü çıkamıyorum, böyle yaşamaya mecbur oluşumuz gerçeği bilincime batıyor. Uykuma sığınıyorum. Ben zaten gerçeğin izini hiç süremedim ki! Hayalperest oluşuma kızan yanı -büyümüş, anlamış, yorgun- karşıma dikiliyor.

O gün bu gündür birini aranıyorum hep, beni yolumdan çevirecek birini, ben kimseyi yolundan edemem, kimsenin yoluna gidemem, bir yol yapalım diye, o yolda ilerleyişin izini sürelim diye, onu içinde taşıyacak biri, yüzünde ona rastlayacağım biri, onun gibi biri, belli ki bir çocuk!

Ben hikayelere inanan çocuklar diliyorum kendime ve ona. Çünkü ancak o çocuklarla örtülür bu dünyanın sevmediğimiz tüm yanları, kırık oyuncakları, kalpleri, umutları onlarla onarırız ancak! Filmdeki gibi Düşler Ülkesi umuyorum bu çocuklardan, gökyüzlerinde kanatsız süzülebileceğimiz inanç, sınırları çizilmemiş topraklar, yeşeren umutlar, göz kapaklarımızda bir ülke umuyorum. Çocuklar diliyorum bize, insanlığa; para deyince incinen, gökkuşağı bürünen, gözlerinden mavi denizler taşan, düş giyinen çocuklar; dayatılan çirkin gerçeği giymektense, çıplak kalacak kadar onurlu çocuklar! Dileğim: İçimizdeki boş meydanları dolduracak, kapılarımızın kilitlerini sevgileriyle kıracak upumut Peter Pan’ lerdir bize.

Ama ‘Canımın içi böyle şeyler sadece romanlarda olur!’ değil mi?

– XX.XIX –

Kara Toprak – Aşık Veysel Şatıroğlu

Düzenleme: Kıvanç Fındıklı

NAZMİYE KHOZASHVILI

Anadolu Nefesli Beşlisi

Cem Önertürk – Flüt
Ufuk Soygürbüz – Obua
Kıvanç Fındıklı – Klarinet
Ozan Evruk – Fagot
Hüseyin Uçar – Korno

19/04/2015

 

kelimeler, içinde barındırdıklarını hissettirme yetisini kaybetmişken aldım kalemi. sonra parmaklarımın arasında düşüncelerimle aynı senkronda çevirmeye başladım. dünya, güneşin ; kalem, parmaklarımın arasında, belirsiz ama anlamlı saniyelerle dönüşünü tamamlarken

onda birini bile kaydedemedi cümlelerim.